Niyet

Yönelmek, ciddiyet ve kararlılık göstermek.

Kesinlik kazanmış ve bir fiilin işlenmesine yönelmiş irade.

Bir işi yapmaya azmetmek, ne için yaptığına karar vermektir.

Farkındalık taşıyarak eyleme geçmek.

Niyet amelin özüdür. Niyet olmazsa amel yapılmamış gibi olur. Buna karşın bir şartın eksikliği veya bir engelin çıkması sebebiyle amelin gerçekleşmemesi durumunda, niyet geçerli olmaya devam eder.

“Evrende, şamanların niyet dediği, ölçülemez, betimlenemez bir güç mevcuttur; ve tüm kainatta var olan kayıtsız şartsız her şey, bir bağlantı hattıyla niyete bağlıdır. Savaşçılar bu bağlantıyı tartışmak, onu anlamak ve onu kullanmakla ilgilenirler. Özellikle ilgilendikleri bir şey de, onu gündelik yaşamlarının sıradan tasalarının duyarsızlaştırıcı etkilerinden temizlemektir. Bu bağlamda şamanizm, kişinin niyetle bağlantısını arındırma yöntemi olarak tanımlanabilir.” (Sessiz Bilgi Sitesi)

Niyet ve maksadın aynı olmadığına işaret etmek istiyo- rum. Niyet, belirli bir değişim yolu boyunca dikkatli göz- lemlerin coşkulu bir eylemine atıfta bulunur. Ne için umut ettiğin veya hatta pasif olarak ne olacağını beklediğin çok az önemlidir. Değişimin yönü sen gittikçe belirlenir ve gözle- mini nereye odakladığına dayanır. Dolayısıyla niyet, kuan- tum fiziksel bir temel gerektirir. Diğer taraftan maksat, kla- sik mekanik bir kavramdır. Kişi belli bir beklentiyi harekete geçirir ve sonra en iyisinin olmasını umar. Eski “Sakınılan göze çöp batar” sözü tüm hikâyeyi anlatır. (Rüya Gören Evren, Fred Alan Wolf)

Benjamin Libet, Bilinçaltı karar mekanizması deneyi

Ünlü nörofizyoloji profesörü Benjamin Libet, 1983’de yaptığı bir deneyde tesadüfen çok şaşırtıcı bir sonuca ulaştı. Bu araştırmada, deneklerden basitçe, parmağını kendi istediği anda oynatması istendi. Bu esnada deneğin eline EMG cihazı bağlı olup, kas hareketlerini elektriksel düzeyde ölçüyordu. 

Deneğin parmağını oynatma eylemi iki aşamalı idi: Parmağı oynatmaya karar vermek ile parmağı oynatmak. Karar verme anı için saat kadranına benzer bir alet kullanılıyordu. Deneğin karar verdiği an, saat kadranında tespit ediliyordu. EMG cihazı da parmağın hareket anını tespit ediyordu.

Aynı zamanda deneğin başında bir EEG cihazı bulunuyordu. Bununla da deneğin aldığı karar anının tespit edilmesi beyinde oluşan dalgalardan anlaşılacaktı.

Deney gerçekleştirilip, veriler kaydedildi. Deneğin parmağını kaldırmaya karar verdiği an ile parmağını kaldırdığı an arasında 200 milisaniye süre vardı. Bu beklenen bir sonuçtu. 

Fakat sonrası çok şaşırtıcı idi. Deneğin parmağını kaldırmaya karar verdiği andan yaklaşık 550 milisaniye öncesinde EEG ile beyinde elektriksel aktivite tespit edilmişti.

Yani, deneğin parmağını kaldıracağına kendisi karar vermeden 550 milisaniye önce bilinmeyen bir mekanizma tarafından karar verilmişti.

Deney 1983 yılından günümüze kadar, değişik yerlerde üstelik daha titiz olarak ve daha modern cihazlarla defalarca tekrarlandı. Sonuç hep aynı şekilde çıkıyordu. Buna rağmen bilim ve felsefe dünyasında değişik yorumlara sebep oldu. Bazı uzmanlar bu deneye dayanarak yönlendirenin bilinçaltımız olduğunu, özgür irademizin olmadığının anlaşıldığını iddia ettiler.

Tegmark, Ölümsüzlük Deneyi

“Sonsuza dek yaşamak, ama muhtemelen başka bir evrende…”

Yazıda “Ebedî yaşamanın anahtarı, temel fizik kanunlarının derinliklerinde gömülü olabilir; örneğin kuantum kuramında.” deniliyordu.

Kuantum kuramıyla ilgili olarak da, atomaltı parçacıkların kuantum dünyasında hiçbir şeyin kesin olmadığı, her şeyin kuantum kuramının öngördüğü ihtimallere göre ‘rastgele gerçekleştiği’; bu kuantum ihtimallerinin neler olabileceğiyle ilgili olarak ortaya atılan en popüler düşüncelerden birinin ise “çoklu evren kuramı” olduğu ifade ediliyordu.

“Çoklu evren kuramı”ndan hareketle de şu cümlelere yer verilmişti:

“Çok sayıda paralel evren var. Kuantum fiziği bir atomun yüzde 50 olasılıkla bozunacağını öngördüğünde, bu atomun evrenlerin yarısında bozunurken, diğer yarısında olduğu gibi kalacağını varsayıyor.”

İşte, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden fizikçi Max Tegmark, bu kurama dayanan bir deney tasarlamış. Tegmark, saniyede bir tetik çeken otomatik mekanizmalı bir tüfek hayal ediyor. Mekanizma yüzde 50 ihtimalle bir mermi ateşleyecek, ya da aynı ihtimalle tetiği boşa çekecek. Önce tüfeği izlemeye başlıyorsunuz. Bazen mermi ateşleniyor, bazen tetik boşa çekiliyor. “Klik-klik-dan-klik-dan-dan” diyor Tegmark. Bir süre izledikten sonra başınızı namlunun ucuna koyuyorsunuz ve tüfek sürekli boş ateş etmeye başlıyor: Klik-klik-klik-klik…

“Şaşırtıcı şekilde, kendinizi asla öldüğünüz evrende bulmuyorsunuz” deniliyor yazıda. Bunun sebebi olarak da, paralel evrenlerin her birinin birbirine eşit gerçeklikte olduğu, yani her evrende bir kopyanızın olduğu, tetik çekildikten sonra yarısındaki kopyalarınızın hayatta kaldığı, diğer kopyalarınızın ise öldüğü, ölen kopyalarınızı tecrübe etme imkânınız olmadığı için de, kendinizi hayatta kaldığınız evrenlerden birinde bulmak durumunda olduğunuz ifade ediliyordu.

Gerçekten de, ilginç bir ‘deney’ değil mi? Tabii işin ucunda ‘ölüm’ olduğu için ‘denenmemiş bir deney.’

Hemen belirtelim, Tegmark da bu deneyi gerçekleştirmeyi elbette düşünmemiş, ama şunu da söylemeden edememiş: “102 yaşına gelir de, ölümcül bir hastalığım olduğunu öğrenirsem, o zaman denemek ilginç olabilir.” (NTV Bilim, Nisan-2010)

Hûş

Farsça kökenli huş kelimesinin ilk anlamı akıldır. Bir kişinin doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayırt etmesini sağlayan idrak etme gücüne huş denir. Huş, tüm erdemlerin, sevapların ve günahların kaynağıdır.

Etiyoloji

Felsefe, fizik, psikoloji ve biyolojide çeşitli fenomenlerin nedenlerini açıklamak, incelemek anlamında kullanılır. Genel olarak, etiyoloji şeylerin niye olduğunun, olan şeylerin arkasındaki nedenlerin incelenmesidir. Tıpta ise etiyoloji, hastalık veya patolojilerin neden ve değişkenlerini araştırmaktır.

Alegori

Alegori ya da yerine; bir görüntü, bir yaşantı, düşünce, kavram veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgesel bir bağ kurulması ve bu bağın heykel ya da resim aracılığıyla görsel sanatlarda aktarılması.

Alegoriye sanat alanından bir örnek olarak soyut bir kavram olan adaletin, gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadın heykeliyle (Themis) tasvir edilmesi verilebilir.

Yusuf Has Hacib’in eseri Kutadgu Bilig, Türk yazınındaki alegorik yapıtlardan biridir. Eserde “Adalet”, “Saadet”, “Devlet” ve “Akıl” iyi bir devletin nasıl olması gerektiğini tartışır. Bu soyut kavramların insan niteliği ile verilmesi “Alegori”dir. Daha çok fabllarda görülür.

Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre sembollerle anlatılan metinlere alegorik denir. Alegori, “yaygın açık eğretileme (metafor)” özelliği de gösterir.